Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz nutuk söyledik.
Orhan Veli bu satırları 1946 yılında Varlık dergisinde yazmıştı. Eğer Türkiye’deki gibi, açtıkları çukuru kapatma ya da belli etmek için işaret koyma özürlü yöneticilerin olmadığı bir ülkede yaşasaydı; belediyenin açtığı çukura düştükten üç gün sonra ölmek zorunda kalmayacaktı. Eğer ölmeseydi bu şiirini şu şekilde değiştireceğine eminim:
Neler yapmadık şu vatan için!
Kimimiz öldük;
Kimimiz tweet attık.
İşte günümüzün en büyük sorunlarından birisi; aydınlanmacı mücadeleyi ya da ideolojik mücadeleyi sadece twitter üzerinden yürütmeye çalışan ve karanlığın karşısında bedel ödemeden özgürlüğe kavuşacağını zanneden insanlardır. Gelin bu insanların davranışlarını mercek altına alalım. Bu insanlar;
-Türkiye’nin güncel konularına dair bol bol tweet atarlar. Örneğin bayrak indirildiği zaman şu şekildeki diyalogları, hemen hemen hepimiz, ana sayfalarımızdan okumuşuzdur.
“Ben olacaktım orada var ya
Tak tak tak
Hepsini indirirdim”-Kahvaltılarda yürek yemek enflasyon paketinde ıstakoz bulunan bir ülkeye göre fakirlik örneğidir, tavsiye etmiyorum.
“Nerede bu ordu?”-Burada şair kaybettiği terliğin diğer tekini aramaktadır.
“Bunlar İsrail’in oyunları. İsrail Türkiye’yi çekemediği için ve Kürtleri kışkırtması için bölgeye MOSSAD’ı yolluyor.”-Tebrikler Bordo Klavyeli. Artık MOSSAD senin peşinde. Pencerelerden uzak dur.
-Türkiye’nin yakın geçmişindeki olayların hepsine hâkimdirler ve hepsi hakkında görüşleri vardır. Elbette bunlarla ilgili tweet atmak çok önemlidir;
“İnsanları diri diri yakan canileri #unutMADIMAKlımda” –Zaten bu yüzden balık hafızalı diye itham ediliyoruz.
-Olmazsa olmaz milli bayramlarımız:
“Atatürk olmasaydı var ya hey yavrum hey
Sizin anneniz belli olmazdı
#29EkimCumhuriyetBayramı” -3/C sınıfından Zakir arkadaşımız 1923 Devrimini ekonomik, siyasi, kültürel yönden tek cümlede açıkladı.
-Türkiye’de oluşan dirençlere anında müdahale ederler;
“Torunlar Center’da asansör düşmesi sonucunda 10 işçi ölmüş.
Kahrolsun böyle düzen #Direnişçi” –Şimdi sen kahrolsun böyle düzen dedin ya kapitalist sistem öyle bir alındı ki bak ağlıyor, bak ağlattın işte. Çabuk özür dile.
-Aynı zamanda entel birikimleri de çok fazladır;
“Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git.
Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler.
Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin.
#özledim”-Alıntı yaptığın yazarın adını da başka zaman yazarsın artık. Hem senin yanında o ne ki!(Şiir Mülkiyeli Cemal Süreya’ya aittir ve devamı başı kadar kıymetlidir.)
-Ayrıca Türkiye üzerindeki her konuya bir şekilde müdahil olan bu insanlar yerel düzeydeki haberlere, haksızlıklara ve eylemlere karşı hiçbir yorumda bulunmazlar. Bunun somut örneği olarak Aliağa’yı verebiliriz.(Neyse ki Bülent abi hepsinin açığını tek başına kapatabilecek bir performansa sahip.) Ülkedeki bütün işçi kıyımlarına karşı Twitter’dan ağır taarruza geçen bu arkadaşların Kar-demir fabrikasında sırf sendikalı oldukları için işten çıkartılan insanlar hakkında bir yorum dahi yaptığını duyamazsınız.
Twitter’ın Gezi Park’ındaki rolü üzerine sayısız makale, köşe yazısı yazılabilir; yazılmıştır da. Ama bütün olaylara karşı sadece Twitter üzerinden 140 karakteri geçmeyecek şekilde yorum yapmak vicdanınızı rahatlatır ve sizin olaylar karşısında pasif bir tutum sergilemenize neden olur. Twitter’da yazmakla sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmazsınız. AKP’nin temsil ettiği gerici-faşist yaklaşımı sadece Twitter’da yazarak durduramazsınız. Bu tıpkı her 10 Kasım günü 1 dakikalık saygı duruşunda durarak Atatürk’e olan borcunuzu ödemiş ve ona karşı sorumluluğunuzu yerine getirmiş olmanın verdiği huzurla geriye kalan 364 gün 23 saat 59 dakikada hiçbir şey yapmamanız gibidir.
Size özgürlük diye verilen 140 karakteri kırın!
Gerçek özgürlük kaldırım taşlarının altındaki kumsalı görebilmektir.